-->
4 ay, kısa bir zaman. Tıpkı 1 sene, 2 sene gibi...
Yetiştirilemeyen görevlerin, yetmeyen zamanın, yetinemeyen ruhun hep
algıladığı gibi... Ama elbette birtakım düşünceleri oluşturmaya yetecek
bir zaman. İnsan farklı ülkede, farklı insanlarla, farklı dil konuşarak
yaşadığında kendinde de farklılaşmalar gözlemlemesi kaçınılmaz oluyor. Bir yanı
yaşadığı ülkede, sevdiklerinde ve alıştığı deneyimlerde kalan kişi bir
yanıyla yeniye açıyor kendini. Karar vermek, uğraşmak, beklemek,
uzaklaşmak, göze almak, seçim yapmak, terk etmek, merhaba demek,
özlemek, ağlamak, yalnız hissetmek, bağımsızlık, yeniye karşı duyulan
sevinç, eskilerin koparılamayan acısı... Her türlü duyguyu yaşamak bir
yeri bir süreliğine de olsa terk edip yeni bir yeri deneyimlerken de
insanı yalnız bırakmıyor.
Ben de özledim... Dört bir yana dağılmış aile bireylerimi,
dostlarımı, sevdiklerimi, hocalarımı, arkadaşlarımı, dokunamayıp
öpemediğim bol tüylü kedimi, işimi, azimle çalıştığım günleri ve
geceleri özledim... Okula veya derse gittiğim her gün vapur yolculuğu
yaparken çayımı içmeyi, rüzgâra karşı denizin eşsiz maviliğini izlemeyi
özledim... Kahkahalarımı, her duruma rağmen son anda ayağa kalkan güçlü
tarafımı özledim... Dilimin ve yurdum insanının verdiği malzemelerle
espri yapabilmeyi, hallerini fıkra misali dinlemeyi, sonra bunları yine
onlarla paylaşmayı özledim... Kötü günlerin ve olayların ardından sızan
hafif ışığı yakalamayı, üzerine düşünmeyi, ardından umut ederek
kuvvetlenmeyi özledim... Koşulsuz gülümseyen ve güvenen hâlimi
özledim... Duygularımı anlatabileceğim her kelimeyi bildiğim anadilime
rağmen sözlü olarak kullanamayınca yazıya dökmeyi özledim... Beni üzse
ve kırsa da, ülkemin insanlarının, hayatımın daha içteki çemberine
girenlerin ve orayı bile hazmedemeyenlerin beni edebiyata ve felsefeye
daha fazla yöneltmesini özledim... Ama bir yanım da bu yeni dâhil
olduğum yerde kalmak için olumlu sebeplere sarılıyor, yok başka yolum.
İnsan sadece karakterinden, beklentilerinden, yaşadıklarından,
ilkelerinden ibaret değil, aynı zamanda yaşadığı kentle arasındaki
olumlu veya olumsuz ilişkilerinden de etkilenen ve onlarla şekillenen
bir varlık, uzak kaldığım 4 ay içinde bunu yaşayarak daha iyi anladım.
Yaşanan yeni tecrübenin getirileri de öyle fazla ki... Değişen günlük
hayatım, kullandığım farklı dil, güzelleşen özel hayat, dostlardan ve
yakınlardan uzak kalış, farklı deneyimler adeta yeni bir boyuta geçirdi
beni. Kişiliğimde, tecrübelerimde, karşılaştığım kişi ve
olaylarda, tutum ve davranışlarımdaki ufak farkı görebiliyorum.
Tutunacağı dal kalmayınca tuttuğu kaleme sarılan ve kendini özgürce
ifade edebilen karakterim son zamanlarda uzun süre camdan bakıp hayatın
neresinde durduğunu anlamayarak, bazen de depresyona girdiğimi
düşünerek olayı noktalamayı yeterli görür olmuştu. Özel hayatımdaki
mutluluk yalnız kalmama izin vermediği gibi, mutluluğun "olumsuzu
olumluya çevirmek" mi yoksa "olumluyu yaşamaktan" mı geldiğini,
hangisinin gerçek olduğunu anlamam için henüz erken olduğunu
gösteriyordu. Hayali dünyada, dünyayı hayalde yaşamaya alıştığımdan,
normal ve her şeyin “yaşanarak” tadıldığı bir hayat sürmeye başladığımda
ne yaşadığımı ruhumla tam kavrayamıyordum. Neredeyse çocuklukta
başlayan “mutlu olmaya çalışmak”tan çıkıp yetişkinlik evresinde arada
göz kırpan “mutluluğu gerçekten yaşamak” kavramı ile uzun süre sonra
yeniden karşılaşmış, duyduğum haz garip ama güzel olmasına rağmen onu
yadırgamış, ona alışamamıştım.
Yaşadıklarımın bambaşka yöne doğru
gittiğinin ve bambaşka kapıları araladığının, düşünce ve ruh dünyamda
yeni pencereler açtığının bilincindeydim, ama onları kabullenme,
içselleştirme ve onlara alışma durumları henüz başlamamıştı. Hâlâ eski
ve kendi yarattığım mutluluğumu gerçek, yeni "kendiliğinden" geleni
yapay ve gereksiz gibi görmekten kendimi alamıyordum. Bir parçam yine
eskiyi ve köklü alışkanlıklarını, içinden çıkamayıp kabullendiği kafesi
görmeyi arzular gibiydi. Alışmak zaman alırdı, biliyordum, ama alışmaya
çalışmalı mı yoksa eski ilkelere bağımlı mı kalmalıydım bilmiyordum. Ama
“tecrübe” olmadan “ilkeler”in ve "yaşam"ın anlamı tam kavranamazdı.
Farklılık ve değişimlerin anlaşılabilmesi, hayata farklı şeyler
yaşayarak farklı açılardan bakılabilmesi için köklü alışkanlıklardan,
anavatandan, tüm dostlardan ve yakınlardan, kısacası hayattaki en önemli
unsurların büyük çoğunluğundan fiziksel ve ruhsal olarak uzak kalmam ve
kendime ve dünyama dışarıdan bakmaya fırsat tanımam gerektiğinin de
bilincindeydim. Farklı bir yer ve hayatı deneyimlemenin anlamı,
yaşananlar da farklı olunca daha geniş bir boyut kazandı. Korkuların,
kimi durumlarda bahanelere sarılıp kendine güvenmeyişin yerini cesaret
ve olayı olduğu şekliyle kavrayıp gözünde büyütmeyi bırakmak alınca,
köklü olan, birlikte ya da içimde yaşadığım ve alıştığım her şeyden uzak
kalıp buna rağmen ayakta kalınca hayatta imkânsızın olmadığını daha iyi
anladım.
Eski ve yeni hayat karşılaştırılıp hangisinin kişiye ne
kattığı, hangisinde kişinin gerçek kimliğini bulduğu, hangisinde
gerçekten mutlu olduğu ve yaşam amacını gerçekleştirebileceği kişiye
göre değişir. Ama bu “bambaşka” hayatı bir kere olsun yaşayıp o
değişimlerin ve gözlemlerin tadılması, bir süreliğine her şeyden uzak
kalmanın getiri ve götürülerinin fark edilmesi, böyle farklı bir
durumu tatmadan hayatın akışına ve planlara yön verirken çok daha
dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yeni tecrübeleri her
tattığımda idealimdeki şeylerin başka konum ve koşullarda yer almasını
istediğimi, hayal ve dileklerimin şekil değiştirdiğini görüyorum. Yani
herkesin kendisi için en iyi olacak seçimi diğer durumları da yaşayarak
görmesi, bir şeyler dilerken onun gerçekleşeceğinin, düşüncenin ve
sözlerin gücünün büyüklüğünün farkına varması, köklü değişimler
yaşamadan köklü isteklerde bulunmaması gerektiğini düşünüyordum, emin
oldum.
Hayat farklı pencerelerden, farklı gözle ve farklı deneyimlerle
bakınca daha anlamlı ve doygun, daha sınırsız ve engelsiz, daha cesur ve
objektif görünüyor. Herkese hayatında zorluklara ve zorunluluklara
rağmen bu veya buna benzer büyük ve farklı bir deneyimi yaşamasını, bu
sayede kendine, isteklerine ve yaşamına bir de uzaktan bakmasını tavsiye
ediyorum. Poznan'dan sevgiler...
18.01.2012, 02:40