6 Aralık 2012 Perşembe

Poznań'dan mektup

-->



     4 ay, kısa bir zaman.  Tıpkı 1 sene, 2 sene gibi... Yetiştirilemeyen görevlerin, yetmeyen zamanın, yetinemeyen ruhun hep algıladığı gibi... Ama elbette birtakım düşünceleri oluşturmaya yetecek bir zaman. İnsan farklı ülkede, farklı insanlarla, farklı dil konuşarak yaşadığında kendinde de farklılaşmalar gözlemlemesi kaçınılmaz oluyor. Bir yanı yaşadığı ülkede, sevdiklerinde ve alıştığı deneyimlerde kalan kişi bir yanıyla yeniye açıyor kendini. Karar vermek, uğraşmak, beklemek, uzaklaşmak, göze almak, seçim yapmak, terk etmek, merhaba demek, özlemek, ağlamak, yalnız hissetmek, bağımsızlık, yeniye karşı duyulan sevinç, eskilerin koparılamayan acısı... Her türlü duyguyu yaşamak bir yeri bir süreliğine de olsa terk edip yeni bir yeri deneyimlerken de insanı yalnız bırakmıyor.
    
   Ben de özledim...  Dört bir yana dağılmış aile bireylerimi, dostlarımı, sevdiklerimi, hocalarımı, arkadaşlarımı, dokunamayıp öpemediğim bol tüylü kedimi, işimi, azimle çalıştığım günleri ve geceleri özledim... Okula veya derse gittiğim her gün vapur yolculuğu yaparken çayımı içmeyi, rüzgâra karşı denizin eşsiz maviliğini izlemeyi özledim...  Kahkahalarımı, her duruma rağmen son anda ayağa kalkan güçlü tarafımı özledim... Dilimin ve yurdum insanının verdiği malzemelerle espri yapabilmeyi, hallerini fıkra misali dinlemeyi, sonra bunları yine onlarla paylaşmayı özledim... Kötü günlerin ve olayların ardından sızan hafif ışığı yakalamayı, üzerine düşünmeyi, ardından umut ederek kuvvetlenmeyi özledim... Koşulsuz gülümseyen ve güvenen hâlimi özledim...   Duygularımı anlatabileceğim her kelimeyi bildiğim anadilime rağmen sözlü olarak kullanamayınca yazıya dökmeyi özledim... Beni üzse ve kırsa da, ülkemin insanlarının, hayatımın daha içteki çemberine girenlerin ve orayı bile hazmedemeyenlerin beni edebiyata ve felsefeye daha fazla yöneltmesini özledim... Ama bir yanım da bu yeni dâhil olduğum yerde kalmak için olumlu sebeplere sarılıyor, yok başka yolum.
  
    İnsan sadece karakterinden, beklentilerinden, yaşadıklarından, ilkelerinden ibaret değil, aynı zamanda yaşadığı kentle arasındaki olumlu veya olumsuz ilişkilerinden de etkilenen ve onlarla şekillenen bir varlık, uzak kaldığım 4 ay içinde bunu yaşayarak daha iyi anladım. Yaşanan yeni tecrübenin getirileri de öyle fazla ki... Değişen günlük hayatım, kullandığım farklı dil, güzelleşen özel hayat, dostlardan ve yakınlardan uzak kalış, farklı deneyimler adeta yeni bir boyuta geçirdi beni. Kişiliğimde, tecrübelerimde, karşılaştığım kişi ve olaylarda,  tutum ve davranışlarımdaki ufak farkı görebiliyorum. 

   Tutunacağı dal kalmayınca tuttuğu kaleme sarılan ve kendini özgürce ifade edebilen karakterim  son zamanlarda uzun süre camdan bakıp hayatın neresinde durduğunu anlamayarak, bazen de depresyona girdiğimi düşünerek olayı noktalamayı yeterli görür olmuştu. Özel hayatımdaki mutluluk yalnız kalmama izin vermediği gibi, mutluluğun "olumsuzu olumluya çevirmek" mi yoksa "olumluyu yaşamaktan" mı geldiğini, hangisinin gerçek olduğunu anlamam için henüz erken olduğunu gösteriyordu. Hayali dünyada, dünyayı hayalde yaşamaya alıştığımdan, normal ve her şeyin “yaşanarak” tadıldığı bir hayat sürmeye başladığımda ne yaşadığımı ruhumla tam kavrayamıyordum. Neredeyse çocuklukta başlayan “mutlu olmaya çalışmak”tan çıkıp yetişkinlik evresinde arada göz kırpan “mutluluğu gerçekten yaşamak”  kavramı ile uzun süre sonra yeniden karşılaşmış, duyduğum haz garip ama güzel olmasına rağmen onu yadırgamış, ona alışamamıştım. 

   Yaşadıklarımın bambaşka yöne doğru gittiğinin ve bambaşka kapıları araladığının, düşünce ve ruh dünyamda yeni pencereler açtığının bilincindeydim, ama onları kabullenme, içselleştirme ve onlara alışma durumları henüz başlamamıştı. Hâlâ eski ve kendi yarattığım mutluluğumu gerçek, yeni "kendiliğinden" geleni yapay ve gereksiz gibi görmekten kendimi alamıyordum. Bir parçam yine eskiyi ve köklü alışkanlıklarını, içinden çıkamayıp kabullendiği kafesi görmeyi arzular gibiydi. Alışmak zaman alırdı, biliyordum, ama alışmaya çalışmalı mı yoksa eski ilkelere bağımlı mı kalmalıydım bilmiyordum. Ama “tecrübe” olmadan “ilkeler”in ve "yaşam"ın anlamı tam kavranamazdı.
  
   Farklılık ve değişimlerin anlaşılabilmesi, hayata farklı şeyler yaşayarak farklı açılardan bakılabilmesi için köklü alışkanlıklardan, anavatandan, tüm dostlardan ve yakınlardan, kısacası hayattaki en önemli unsurların büyük çoğunluğundan fiziksel ve ruhsal olarak uzak kalmam ve kendime ve dünyama dışarıdan bakmaya fırsat tanımam gerektiğinin de bilincindeydim. Farklı bir yer ve hayatı deneyimlemenin anlamı, yaşananlar da farklı olunca daha geniş bir boyut kazandı. Korkuların, kimi durumlarda bahanelere sarılıp kendine güvenmeyişin yerini cesaret ve olayı olduğu şekliyle kavrayıp gözünde büyütmeyi bırakmak alınca, köklü olan, birlikte ya da içimde yaşadığım ve alıştığım her şeyden uzak kalıp buna rağmen ayakta kalınca hayatta imkânsızın olmadığını daha iyi anladım.  

    Eski ve yeni hayat karşılaştırılıp hangisinin kişiye ne kattığı, hangisinde kişinin gerçek kimliğini bulduğu, hangisinde gerçekten mutlu olduğu ve yaşam amacını gerçekleştirebileceği kişiye göre değişir. Ama bu “bambaşka” hayatı bir kere olsun yaşayıp o değişimlerin ve gözlemlerin tadılması, bir süreliğine her şeyden uzak kalmanın getiri ve götürülerinin fark edilmesi, böyle farklı bir durumu tatmadan hayatın akışına ve planlara yön verirken çok daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yeni tecrübeleri her tattığımda idealimdeki şeylerin başka konum ve koşullarda yer almasını istediğimi, hayal ve dileklerimin şekil değiştirdiğini görüyorum. Yani herkesin kendisi için en iyi olacak seçimi diğer durumları da yaşayarak görmesi, bir şeyler dilerken onun gerçekleşeceğinin, düşüncenin ve sözlerin gücünün büyüklüğünün farkına varması, köklü değişimler yaşamadan köklü isteklerde bulunmaması gerektiğini düşünüyordum, emin oldum. 

    Hayat farklı pencerelerden, farklı gözle ve farklı deneyimlerle bakınca daha anlamlı ve doygun, daha sınırsız ve engelsiz, daha cesur ve objektif görünüyor. Herkese hayatında zorluklara ve zorunluluklara rağmen bu veya buna benzer büyük ve farklı bir deneyimi yaşamasını, bu sayede kendine, isteklerine ve yaşamına bir de uzaktan bakmasını tavsiye ediyorum.  Poznan'dan sevgiler...

18.01.2012, 02:40

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder